Tahkim Anlaşması

08.04.2022
  •  A 

Tahkim Anlaşması Olan Sözleşmelerden Doğan İflas Davalarında Tahkim Anlaşmasının Etkisi


 Bilindiği üzere taraflar arasında geçerli bir tahkim anlaşması olmasına rağmen, alacaklının mahkemede iflas davası açması halinde davanın usulden reddedilmesi gerekliliğine ilişkin içtihatlar oluşmuş, örneğin Yargıtay (kapatılan) 23. Hukuk Dairesi 04.03.2019 tarihli 2018/1512 E., 2019/796 K. sayılı kararında:

 

  • Davacının öncelikle tahkim mahkemesinde alacağının varlığını ispatlayacak bir karar alması ve akabinde borçlu aleyhine iflas yolu ile takip yapması ve iflas davası açması gerektiği
  • Taraflar arasındaki hukuk ve yetkili yargı yeri seçimini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflas takibi ve buna dayanarak iflas davası açılamayacağı,

gerekçeleriyle borçlu davalının, davanın usulden reddine ilişkin temyiz talebini kabul ederek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.


Öte yandan Yargıtay son dönemde bu içtihadını değiştirmiş ve aşağıda detayları verilen davada da görebileceğiniz üzere tam aksi yönde yeni bir içtihat yaratmıştır. Taraflar arasında imzalanan sözleşmede yer alan tahkim şartı nedeniyle davanın usulden reddinin doğru olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık ile ilgili Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu kararlarındaki detayları aşağıda bilgilerinize sunarız.


Karara konu uyuşmazlıkta taraflar arasında imzalanan sözleşmede yer alan geçerli tahkim şartına rağmen alacaklı, alacağın tespiti için tahkime başvurmak yerine genel iflas yoluyla takip başlatıp, itiraz üzerine iflas davası açmıştır. Borçlu ise tahkim anlaşmasına istinaden yetki itirazında bulunmuş, ilk derece mahkemesince dava usulden reddedilmiştir. Kararı davacılar vekili temyiz etmiş, hüküm Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesince 05.03.2019 tarihli ve 2018/2228 E., 2019/950 K. sayılı kararı ile aşağıdaki gerekçelerle bozulmuştur:

 

  • Alacağa bir an önce kavuşulması için mahkemede dava açılarak alacağın iflas yoluyla talep edilmesi halinde sözleşmedeki tahkim şartının öne sürülmesi iyiniyetle bağdaşmaz.
  • Alacağın tespiti için önce hakem heyetine, sonra iflas kararı verilmesi için mahkemeye başvurulması hiçbir haklı sebeple izah edilemez ve bu uygulama usul ekonomisini de aykırıdır.
  • İflas davasının bu şekilde ikiye ayrılarak görülmesi, ayrıca tahkim mahkemesince verilecek tespit kararının, iflas davası bakımından bekletici mesele yapılması da bu davanın özellikleriyle ve hukuki niteliği ile bağdaşmaz.
  • Bu nedenlerle önce tahkim mahkemesinden bir tespit kararının getirilmesini şart koşmak, bir an önce karara bağlanabilecek davada, hak arama özgürlüğünü de kısıtlamış olur.

Yargıtay bozma ilamına karşı, İlk derece mahkemesinin direnme kararı neticesinde uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir. HGK 2019/574 E. 2021/1710 K. sayılı kararında ilk derece mahkemesinin direnme kararını 21.12.2021 tarihinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından belirtilen hususların yanı sıra aşağıdaki gerekçelerle bozmuştur.

 

  • Genel iflas yoluyla icra takibi, itirazın kaldırılması ve iflas talebi birbirini izleyen bir bütün oluşturur, itirazın kaldırılmasının tahkimde, iflas davasının mahkemede görülmesi usul ekonomisini de aykırıdır.
  • İlK madde 154 uyarınca alacağın tespiti için öncelikle tahkime gidilebileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur.
  • Tahkim şartının varlığı İİK m. 155’de iflas yoluyla takipte ayrıca bir itiraz sebebi olarak düzenlenmemiştir.
  • Genel iflas yoluyla takipte, takibe itiraz üzerine mahkemede dava açılması yolunun seçilmesi hâlinde tahkim itirazının yapılması iyiniyetle bağdaşmaz.
  • Yargılamanın en kısa sürede ve usul ekonomisi gözetilerek sonuca bağlanması HMK’nın temel prensiplerindendir, iflas davasının basit yargılama usulüne tabi olduğu da gözetilerek bir an önce incelenip karara bağlanması gerekirken hak arama özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde tahkim varlığı nedeniyle davanın usulden reddi yerinde değildir.


Prof. Dr. Cemile Demir Gökyayla & Stj. Av. Gül Ela Yalçın

Sitemizi kullanarak Çerez Kullanımı kabul etmiş olursunuz.